Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




İzleyiciler

24 Ocak 2026 Cumartesi

Emanet ve Korkunun Ontolojisi



İnsan, varoluşunun en erken anından itibaren bir yanılsamaya tutunur: “benim” sözcüğünü nesnelere, ilişkilere, hatta kendi bedenine ve anılarına yapıştırır. Oysa fenomenolojik bir bakış, bu yapıştırmanın ontolojik bir temeli olmadığını hemen açığa vurur. Sahip olunan hiçbir şey, özünde
sahip olunmuş değildir; her şey, yalnızca bir süreliğine bize emanet edilmiştir.
Stoacıların diline dönersek: Epiktetos’un ünlü ayrımını hatırlayalım — τὰ ἐφ’ ἡμῖν (bizim elimizde olanlar) ile τὰ οὐκ ἐφ’ ἡμῖν (bizim elimizde olmayanlar). Servet, şöhret, sağlık, sevdiklerimiz, hatta yarın sabah uyanacağımızdan emin olduğumuz bedenimiz bile ikinci kategoriye aittir. Onları “benim” diye nitelemek, akıl dışı bir prolēpsis (ön-kavram) hatasıdır; çünkü onların varoluşu bizim irademizin sınırlarının dışındadır. Kaybetme korkusu tam da bu kategorik karışıklıktan doğar: biz-olmayan bir şeyi biz-miş gibi sahiplenir, sonra da onun yitip gitme ihtimalini kendi varlığımızın yitimi gibi algılarız.
Budist bakış açısı bu yanılsamayı daha radikal bir biçimde deşer. Anicca (geçicilik) ve anattā (ben-olmayan) ilkeleri, “benim” iddiasının ontolojik zeminsizliğini doğrudan ifşa eder. Her olgu,

21 Ocak 2026 Çarşamba

Analitik Körlük

Verilerin İçinde Kaybolup Gerçeği GörememekGünümüz dünyasında neredeyse her şey ölçülüyor, tablolaştırılıyor, grafikleniyor, dashboard’lara dökülüyor. KPI’lar, OKR’ler, NPS skorları, churn rate, CAC/LTV oranları, A/B test sonuçları… Veriler hiç bu kadar bol, erişilebilir ve renkli olmamıştı.Peki neden hâlâ bu kadar çok şirket yanlış stratejiye saplanıyor, neden yöneticiler “ama veriler bunu gösteriyor” dedikten altı ay sonra “nasıl oldu da göremedik?” diye şaşırıyor?İşte tam burada analitik körlük devreye giriyor.Analitik körlük; veriye boğulmuşken asıl önemli olanı, bağlamı, anomalinin anlamını, sessiz çığlıkları ve “burada bir tuhaflık var” hissini fark edememe halidir. Görsel olarak görünmez goril deneyine çok benzer: ekranda basketbol topu paslaşan insanları izlerken koca bir goril sahnenin ortasından geçer ve %50’den fazla insan bunu hiç fark etmez. Çünkü zihin, odaklandığı göreve kilitlenmiştir. Analitik körlük de tam olarak budur: metrikler paslaşırken asıl goril önümüzden geçip gitmektedir.Günlük Hayattan ve İş Dünyasından Bazı Kör Noktalar
  • Aylık aktif kullanıcı sayısı son 18 aydır %4–7 arasında düzenli büyüyor → “Harika gidiyoruz!”
    Gerçek: Organik büyüme sıfırlandı, bütün artış paralı acquisition’dan geliyor ve LTV/CAC oranı 1.1’e düştü. Goril çoktan sahnede dans ediyor ama dashboard yeşil olduğu için kimse bakmıyor.
  • Net Promoter Score 42’den 38’e geriledi → “Küçük bir dalgalanma, önemli değil.”
    Gerçek: Son üç çeyrektir sadece “çok memnun” diyenlerin oranı düşüyor, “pasif”ler “detractor”a kayıyor. Churn önümüzdeki 90 günde patlayacak ama skor hâlâ “ortalama” bandında olduğu için acele edilmiyor.
  • Web sitesi dönüşüm oranı %2,1 → sektör ortalamasının üstünde → “Her şey yolunda.”

Bilişsel Önyargılar ve Analitik Hatalar

Veriye Bakarken Neden Gerçeği Göremiyoruz?Analitik körlüğün en derin katmanlarından biri, aslında beynimizin donanımından geliyor: bilişsel önyargılar (cognitive biases). Bunlar, milyonlarca yıllık evrim sürecinde hayatta kalmamızı sağlayan hızlı zihinsel kestirmeler (heuristics). Ancak veri çağında bu kestirmeler sık sık bizi yanlış yola sürüklüyor. Özellikle sayılar, grafikler ve istatistiklerle çalışırken Sistem 1 (hızlı, sezgisel) devreye girip Sistem 2’yi (yavaş, analitik) baypas ediyor ve sonuç: analitik hatalar zinciri.Aşağıda, iş dünyasında ve veri analizinde en yıkıcı etki yaratan önyargıları, gerçek hayattan örneklerle sıralıyorum. Her birinin yanında “tipik analitik tuzağı” ve “korunma yöntemi” de var.

16 Ocak 2026 Cuma

ABD eğitim sisteminin, giderek kadınsı bir nitelik kazandığı görüşü

ABD eğitim sisteminin, özellikle ilkokul yıllarında, giderek kadınsı bir nitelik kazandığı görüşü, cinsiyet çalışmaları ve eğitim eleştirileri bağlamında sıkça tartışılıyor. Bu yaklaşım, sistemin geleneksel olarak kadınsı özelliklerle ilişkilendirilen nitelikler (örneğin duygusal ifade, işbirliği, uyum ve ilişkisel uyum) yönünde değiştiğini savunuyor. Sonuç olarak, bu bakış açısı o kadar yerleşik hale gelmiş ki, norm olarak kabul ediliyor ve pek fark edilmiyor. Aşağıda, kavramı netleştirecek, tarihsel bağlamı verecek, destekleyici kanıtlar ve eleştirileri ele alacak, ayrıca etkilerini detaylı bir şekilde inceleyeceğim.ABD Eğitiminde Kadınsılaşmanın Tarihsel BağlamıÖğretmenlik mesleğinin "kadınsılaşması" ABD'de yeni bir olgu değil, 19. yüzyıla dayanıyor. Bu, öncelikle kadınların öğretmenlikte demografik üstünlüğü ve bunun getirdiği kültürel değişimleri

4 Ocak 2026 Pazar

Benzer ABD Müdahaleleri: Latin Amerika'da Rejim Değişikliği Tarihi


ABD'nin Venezuela'daki 2026 müdahalesi (hava saldırıları + Maduro'nun "kaçırılması"), tarihsel olarak
rejim değişikliği (regime change) odaklı birçok benzer operasyona benziyor. ABD, özellikle 20. yüzyılda Latin Amerika'da (ve başka bölgelerde) defalarca "sevmediği lideri devirip yerine kendi yanlısı bir yönetimi getirme" mantığıyla hareket etti. Genellikle gerekçeler şöyleydi: komünizm tehdidi, demokrasi getirme, ulusal güvenlik, uyuşturucuyla mücadele veya ekonomik çıkarlar (örneğin petrol, muz şirketleri).

İşte en çarpıcı ve benzer örnekler (çoğu doğrudan askeri müdahale veya CIA destekli darbe içeriyor):
  • Guatemala 1954 — CIA destekli darbe (Operation PBSuccess). Demokratik seçilmiş solcu Başkan Jacobo Árbenz devrildi, yerine sağcı diktatör Carlos Castillo Armas getirildi.

Barış ödülüyle eşkıyalık aynı cümlede

Absürt ve ironik bir tablo var karşımızda. 2025'te Nobel Barış Ödülü'nü "demokrasi mücadelesi" gerekçesiyle alan Venezuelalı muhalif lider María Corina Machado, ödülünü Trump'a ithaf etmiş biri olarak biliniyor. Ve şimdi 2026'nın ilk günlerinde ABD (Trump yönetimi) Venezuela'ya hava saldırıları düzenleyip Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu ve eşini "kaçırıyor" (resmi açıklamalarda bile "yakalandı ve çıkarıldı" diyorlar), Machado da hemen "Venezuelalılar, özgürlük saati geldi, yönetimi devralmaya hazırız" diye açıklama yapıyor.



Bu olayda:
  • Bir taraf "lideri sevmedim, kaçırayım, ülkeyi ben yöneteyim" mantığıyla hareket ediyor (ama bunu devlet gücüyle, askeri operasyonla yapıyor).
  • Nobel Barış Ödülü sahibi kişi de bu süreci alkışlıyor ve iktidar beklentisi içinde.