Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




İzleyiciler

16 Ocak 2026 Cuma

ABD eğitim sisteminin, giderek kadınsı bir nitelik kazandığı görüşü

ABD eğitim sisteminin, özellikle ilkokul yıllarında, giderek kadınsı bir nitelik kazandığı görüşü, cinsiyet çalışmaları ve eğitim eleştirileri bağlamında sıkça tartışılıyor. Bu yaklaşım, sistemin geleneksel olarak kadınsı özelliklerle ilişkilendirilen nitelikler (örneğin duygusal ifade, işbirliği, uyum ve ilişkisel uyum) yönünde değiştiğini savunuyor. Sonuç olarak, bu bakış açısı o kadar yerleşik hale gelmiş ki, norm olarak kabul ediliyor ve pek fark edilmiyor. Aşağıda, kavramı netleştirecek, tarihsel bağlamı verecek, destekleyici kanıtlar ve eleştirileri ele alacak, ayrıca etkilerini detaylı bir şekilde inceleyeceğim.ABD Eğitiminde Kadınsılaşmanın Tarihsel BağlamıÖğretmenlik mesleğinin "kadınsılaşması" ABD'de yeni bir olgu değil, 19. yüzyıla dayanıyor. Bu, öncelikle kadınların öğretmenlikte demografik üstünlüğü ve bunun getirdiği kültürel değişimleri ifade ediyor.
  • Erken Dönemler (1790'lar–1870'ler): Kolonyal Amerika'da eğitim temel düzeydeydi ve erkek egemendi. 1790'da erkekler kadınlara göre iki kat daha okuryazardı. Ancak kamu eğitimi genişledikçe kadınlar öğretmenliğe girdi. 1840'larda Salem, Massachusetts gibi yerlerde kadın öğretmenler erkekleri sayıca geçmişti (48'e karşı 8). Tarihçiler bunu ekonomik nedenlere bağlıyor: Kadınlar erkeklerin yarısı kadar maaş alıyordu, bu da büyüyen okul sistemleri için maliyet etkiliydi. Bu "öğretmenlik mesleğinin kadınsılaşması" Kuzeydoğu'da en erken, Güney'de en geç yayıldı ve kadınları doğal bakıcı olarak gören toplumsal normlardan beslendi.
  • Normal Okullar ve Öğretmen Eğitimi (19. Yüzyıl Sonu–20. Yüzyıl Başı): Öğretmen yetiştiren normal okullar (öğretmen kolejlerinin öncüsü) ağırlıklı kadın doluydu. 1870'te kadınlar devlet okulu öğretmenlerinin çoğunluğunu oluşturuyordu, 1930'lara gelindiğinde bu oran %80–90'a çıktı. Bu okullar evcil beceriler, empati ve ahlaki eğitim vurgusu yapıyordu; Viktoryen dönem kadınlık idealleriyle uyumlu. Kadınlar baskın hale geldikçe müfredatlar ilişkisel ve duygusal önceliklere kaydı.
  • II. Dünya Savaşı Sonrası ve Modern Dönem: 20. yüzyıl ortalarında ilkokul öğretmenliği "kadın işi" olarak görülüyordu; erkekler idare veya ortaokul/liseye yöneliyordu. Bugün K–12 öğretmenlerinin yaklaşık %77'si kadın, ilkokullarda ise %89'un üzerinde. Bu demografi, politika ve pedagojiyi etkiledi; örneğin Sosyal ve Duygusal Öğrenme (SEL) programları "duygu kontrolü" ve "dayanıklılık çemberleri" gibi unsurlara odaklanıyor.
Eleştirmenler bunu sadece sayılardan öte kültürel bir "kadınsı nitelik" olarak görüyor: Okullar sessiz oturma, sözel iletişim ve uzlaşıyı ödüllendiriyor; bunlar çocuk gelişimindeki ortalama cinsiyet farklarıyla (kızlar bu alanlarda genellikle daha hızlı olgunlaşıyor) uyumlu."Kadın Bakış Açısı Norm Olarak" Ne Anlama Geliyor?Bu görüş, sistemin uyum, duygusal güvenlik ve ilişkisel dinamikleri öncelikleyen bir dünya görüşünü normalleştirdiğini öne sürüyor; bunlar genellikle kadınsı sosyalleşmeyle bağdaştırılıyor. Bu rekabet, bağımsızlık veya zorluklar yoluyla dayanıklılık gibi alternatifleri (stereotipik olarak erkeksel) dışlıyor. Yerleşik hale gelmesi şöyle:
  • Sorgulanmayan Varsayımlar: Politikalar tüm öğrencilerin işbirlikçi, düşük çatışmalı ortamlarda başarılı olacağını varsayıyor. Örneğin, kaba oyunlara sıfır tolerans veya doğrudan geri bildirim eksikliği, erkek çocuklarının tipik davranışlarını bastırıyor.
  • Farkındalık Eksikliği: O kadar içselleşmiş ki görünmez. Çoğunlukla kadın olan eğitimciler, kendi deneyimlerine göre ders tasarlayabiliyor; örneğin bireysel meydan okumalar yerine grup çalışmalarını tercih ediyor.
  • Uygulamadaki Örnekler: Erken sınıflarda müfredat duygusal okuryazarlığa (örneğin duyguları tanımlama) fiziksel eğitim veya uygulamalı keşiften daha fazla odaklanıyor. Disiplin, sorunları konuşarak çözmeyi vurguluyor; bazıları bunun erkek çocuklar için yapı eksikliği yarattığını savunuyor.
Bu bakış açısı inherently "kötü" değil – empati ve kapsayıcılığı teşvik ediyor – ancak eleştirmenler bunun erkekleri dışladığını, daha yüksek terk oranları, düşük test puanları ve ilgisizlik yarattığını söylüyor. Erkekler artık okuryazarlıkta geride, üniversite kayıtlarında (kadınlar %57) ve mezuniyet oranlarında.Destekleyici Kanıtlar ve ArgümanlarBu görüşü savunan psikologlar ve eğitim reformcuları, cinsiyete göre sonuçlara işaret ediyor:
  • Erkek Çocukların Düşük Performansı: Erkekler DEHB teşhisini kızlara göre 2–3 kat fazla alıyor; genellikle sınıftaki hareketsizliğe uymayan kıpırdanma gibi davranışlar nedeniyle. Okuldan uzaklaştırma oranları erkeklerde daha yüksek, okuma zevki daha düşük. Araştırmalar bunu uyumsuzluğa bağlıyor: Okullar kadın öğretmenlerin stiline göre evrildi, sözel öğrenmeyi kinestetik olana tercih ediyor.
  • Kültürel Değişimler: SEL programları (10 milyar dolarlık sektör) "yaşanan deneyim" ve duygusal uyumu vurguluyor; stereotipik kadınsı özellikler. Bu, erkekleri yabancılaştıran "terapötik" bir odak yaratabiliyor.
  • Öğretmen Eksikliği ve Tükenmişlik: Ironik olarak kadınsılaşma krizlere katkıda bulunuyor. Kadınlar duygusal emek, düşük maaş ve iş-yaşam dengesizliğinden şikayet ediyor. Araştırmalar kadınların ilişkisel işyerlerini tercih ettiğini, ancak öğrenci davranış sorunları ve ebeveyn baskısının bunu erittiğini gösteriyor.
Eleştiriler ve Karşı ArgümanlarHerkes sistemin "kadınsılaştığını" olumsuz görmüyor. Feminist akademisyenler ve eğitimciler şöyle diyor:
  • Eşitliğe Doğru İlerleme: Kadınların öğretmenlikteki üstünlüğü erişim kazanımlarını yansıtıyor, önyargı değil. Erken kadınsılaşma kadınları ekonomik ve sosyal olarak güçlendirdi. Cinsiyet boşlukları kızları bazı alanlarda (okuma) öne çıkarıyor, ancak erkekler matematik/STEM'de önde; sistemik ataerkillik devam ediyor (örneğin kadınlar liderlikte az temsil ediliyor).
  • Stereotipler Zarar Veriyor: Özellikleri "kadınsı" diye etiketlemek ikilikleri pekiştiriyor. Okullar tüm öğrencilere uyarlanmalı, "kadınsılaşmayı" suçlamamalı. Erkeklerin düşük performansı toplumsal faktörlerden (toksik erkeklik, yoksulluk) kaynaklanıyor, öğretmen cinsiyetinden değil.
  • Politika Kesişimleri: Cinsiyet normları ırk, sınıf ve engelle kesişiyor. Örneğin Siyah erkek çocuklar orantısız disiplin alıyor, önyargıları artırıyor.
Bazı kitaplar reformları (daha fazla teneffüs, erkek rol modelleri) savunurken, diğerleri bunu eşitlik çabalarına tepki olarak görüyor.Etkiler ve Potansiyel ÇözümlerEğer bu önerme doğruysa, denge ihtiyacı vurgulanıyor:
  • Öğretmen Çeşitliliği: Erkek öğretmenleri teşviklerle işe almak, ancak zorluklar var (örneğin erken eğitimde erkeklere yönelik stigma).
  • Müfredat Reformları: Aktif öğrenme, rekabet ve mentorluk ekleyerek erkekleri dahil etmek, kızların kazanımlarını azaltmadan.
  • Farkındalık Eğitimi: Cinsiyet önyargıları üzerine mesleki gelişim, politikaların tek bir bakış açısını normalleştirmemesini sağlamak.
  • Daha Geniş Toplumsal Değişim: Maaş boşlukları ve aile rollerini ele almak, kadınları öğretmenliğe iten nedenleri çözmek.
Özetle, bu konu kadın normlarının sessizce baskın olduğu bir sistemi eleştiriyor; bu erkeklere zarar verirken kadınlar için tarihsel ilerlemeyi yansıtıyor. Tartışmalı bir konu, her iki tarafın kanıtları var, ancak çeşitli ihtiyaçları tanıyan kapsayıcı eğitim ihtiyacını vurguluyor.


Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar -- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu analizde seni en çok düşündüren nokta ne, ya da kendi gözlemlerinle nasıl yorumluyorsun?

Senin yorumların paylaşımlarımı zenginleştirecek !