Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




İzleyiciler

4 Şubat 2026 Çarşamba

Köle kime denir?

Köle, en yalın ve en acımasız tanımıyla, kendi iradesi başkası tarafından gasp edilmiş insandır. Bu gasp, bedensel, zihinsel, duygusal ya da ekonomik olabilir; bazen hepsi birden gerçekleşir. Kölelik ise bu gaspın sistematik, meşrulaştırılmış ve süreklileştirilmiş halidir.


Tarihsel açıdanTarihin büyük bölümünde köle, savaşta ele geçirilen, doğuştan efendisine ait kabul edilen ya da borç nedeniyle mülkiyete dönüştürülen insandır. Antik Yunan’da, Roma’da, Mezopotamya’da, Osmanlı’da, Amerika kıtasındaki plantasyonlarda köle, hukuken eşya kategorisine yaklaştırılmıştır. Alınıp satılır, miras bırakılır, kırbaçlanır, cinsel olarak kullanılabilir, öldürülebilir ve çoğu zaman öldürüldüğünde bile sahibinin malvarlığına zarar veren bir “kayıp” olarak kaydedilirdi.
Bu dönemde kölelik, toplumun ekonomik omurgası haline gelmişti. Tarım, madencilik, inşaat, ev hizmetleri, hatta entelektüel işler (örneğin kâtiplik) köle emeği olmadan dönmezdi. Köle olmak, insan olmaktan çıkmak anlamına gelmiyordu belki; ama insan olarak sayılmamak anlamına geliyordu.
Hukuki ve ontolojik açıdanKöle, kişi değil, mülk olarak tanımlanan varlıktır. Modern hukukta “kişilik hakkı” denen şeyin neredeyse tamamından yoksundur:
  • Kendi bedeninin sahibi değildir
  • Sözleşme yapamaz
  • Evlenemez ya da evliliği tanınmaz
  • Çocukları otomatik olarak hür doğmaz
  • Kaçtığında av hayvanı gibi takip edilir
Bu tanım, köleyi insan türünün bir alt kategorisine indirger. Aristoteles’in meşhur ifadesiyle bazı insanlar “doğal olarak köle” kabul edilirdi; yani ontolojik olarak özgürlüğe layık görülmezlerdi. Bu bakış, ırkçı kölelik sistemlerinin felsefi temelini oluşturdu.Psikolojik ve varoluşsal açıdanKölelik, insanın en derin yarasıdır çünkü kendi benliğini efendinin gözünden görmeye zorlar.
  • “Ben kimin malıyım?” sorusu günlük gerçeklik olur.
  • Utanç, korku ve boyun eğme içselleştirilir.
  • Direniş ettiğinde cezalandırılır, uysal olduğunda ödüllendirilir; böylece kendi arzularını bile efendinin onayına bağlar.
Bazı köleler yıllar sonra özgür kaldıklarında bile bu içselleştirilmiş efendi bakışından kurtulamamış, özgürlüğü nasıl taşıyacaklarını bilememiştir. Bu, köleliğin sadece zincirlerle değil, zihinlere vurulan zincirlerle de devam edebileceğini gösterir.Sosyolojik açıdanKölelik, toplumun sınıfsal hiyerarşisinin en uç ve en çıplak biçimidir. Toplum ne kadar köleye muhtaçsa, o kadar vahşi olur. Köle emeği ucuz olduğu için hür emek de değersizleşir; herkes “en azından köle değilim” diye teselli bulur. Bu, toplumun büyük kısmını pasif rızaya iter.
Aynı zamanda kölelik, ırk, etnisite, din, kast gibi ayrımları kurumsallaştıran en güçlü mekanizmalardan biridir. “Biz” ve “onlar” ayrımı, köle sahibinin kendini insan üstü görmesini sağlar.
Modern / çağdaş açıdanResmi köle ticareti yasaklandıktan sonra kölelik biçim değiştirdi; görünmezleşti ama yok olmadı. Bugün “modern kölelik” denilen olgu şunlardır:
  • Borç köleliği (ücret ödenmeden çalıştırılmak için alınan borçlar)
  • İnsan ticaretiyle cinsel sömürü
  • Zorla çalıştırılan göçmen işçiler
  • Çocuk askerler
  • Ev içi kölelik (pasaportlarına el konulan ev işçileri)
  • Zorla evlendirme ve aile içi esaret
Tahminlere göre 2020’lerin ortalarında dünyada 40-50 milyon insan bu tür koşullarda yaşıyor. Bunların çoğu yasal olarak “özgür” görünüyor. İşte bu yüzden modern kölelik daha sinsi: kimse zincir görmüyor, ama zincir hâlâ var.Metaforik / felsefi açıdanBazı düşünürler, ücretli emeğin kendisini bir tür “ücretli kölelik” olarak görür. İnsan, geçimini sağlamak için ömür boyu bir başkasının iradesine tabi olur; tatil günleri dışında zamanı başkasına aittir. Tüketim çılgınlığı, kredi kartı borçları, sosyal statü kaygısı insanı “kendi isteğiyle” zincire vurur. Bu bakışa göre modern insan, kendi efendisini kendisi seçen köledir.Başka bir açıdan ise kölelik, iradenin başkasına devredilmesidir. Bağımlılık yaratan her ilişki, her ideoloji, her korku bir tür kölelik doğurabilir.KısacaKöle, zincire vurulmuş olan değil; kendi zincirini fark edemeyen ya da fark etse bile çıkaramayandır.
Tarihsel kölelik en bariz, en iğrenç biçimidir. Modern kölelik ise en yaygın, en kabul edilebilir biçimidir.
Gerçek özgürlük, ne efendisiz kalmak ne de efendi olmak; kendi iradesinin tek sahibi olabilmektir.
Ne yazık ki insanlık, bu özgürlüğe hâlâ çok uzak. Çünkü köleliği bitiren şey yasalar değil, insanın başkasına hükmetme arzusundan vazgeçmesidir. Ve o arzu, hâlâ en güçlü içgüdülerimizden biri olmaya devam ediyor.


Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar -- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu analizde seni en çok düşündüren nokta ne, ya da kendi gözlemlerinle nasıl yorumluyorsun?

Senin yorumların paylaşımlarımı zenginleştirecek !