Köle, en yalın ve en acımasız tanımıyla, kendi iradesi başkası tarafından gasp edilmiş insandır. Bu gasp, bedensel, zihinsel, duygusal ya da ekonomik olabilir; bazen hepsi birden gerçekleşir. Kölelik ise bu gaspın sistematik, meşrulaştırılmış ve süreklileştirilmiş halidir.
Tarihsel açıdanTarihin büyük bölümünde köle, savaşta ele geçirilen, doğuştan efendisine ait kabul edilen ya da borç nedeniyle mülkiyete dönüştürülen insandır. Antik Yunan’da, Roma’da, Mezopotamya’da, Osmanlı’da, Amerika kıtasındaki plantasyonlarda köle, hukuken eşya kategorisine yaklaştırılmıştır. Alınıp satılır, miras bırakılır, kırbaçlanır, cinsel olarak kullanılabilir, öldürülebilir ve çoğu zaman öldürüldüğünde bile sahibinin malvarlığına zarar veren bir “kayıp” olarak kaydedilirdi.
Bu dönemde kölelik, toplumun ekonomik omurgası haline gelmişti. Tarım, madencilik, inşaat, ev hizmetleri, hatta entelektüel işler (örneğin kâtiplik) köle emeği olmadan dönmezdi. Köle olmak, insan olmaktan çıkmak anlamına gelmiyordu belki; ama insan olarak sayılmamak anlamına geliyordu.Hukuki ve ontolojik açıdanKöle, kişi değil, mülk olarak tanımlanan varlıktır. Modern hukukta “kişilik hakkı” denen şeyin neredeyse tamamından yoksundur:
Aynı zamanda kölelik, ırk, etnisite, din, kast gibi ayrımları kurumsallaştıran en güçlü mekanizmalardan biridir. “Biz” ve “onlar” ayrımı, köle sahibinin kendini insan üstü görmesini sağlar.Modern / çağdaş açıdanResmi köle ticareti yasaklandıktan sonra kölelik biçim değiştirdi; görünmezleşti ama yok olmadı. Bugün “modern kölelik” denilen olgu şunlardır:
Tarihsel kölelik en bariz, en iğrenç biçimidir. Modern kölelik ise en yaygın, en kabul edilebilir biçimidir.
Gerçek özgürlük, ne efendisiz kalmak ne de efendi olmak; kendi iradesinin tek sahibi olabilmektir.Ne yazık ki insanlık, bu özgürlüğe hâlâ çok uzak. Çünkü köleliği bitiren şey yasalar değil, insanın başkasına hükmetme arzusundan vazgeçmesidir. Ve o arzu, hâlâ en güçlü içgüdülerimizden biri olmaya devam ediyor.
Tarihsel açıdanTarihin büyük bölümünde köle, savaşta ele geçirilen, doğuştan efendisine ait kabul edilen ya da borç nedeniyle mülkiyete dönüştürülen insandır. Antik Yunan’da, Roma’da, Mezopotamya’da, Osmanlı’da, Amerika kıtasındaki plantasyonlarda köle, hukuken eşya kategorisine yaklaştırılmıştır. Alınıp satılır, miras bırakılır, kırbaçlanır, cinsel olarak kullanılabilir, öldürülebilir ve çoğu zaman öldürüldüğünde bile sahibinin malvarlığına zarar veren bir “kayıp” olarak kaydedilirdi.
Bu dönemde kölelik, toplumun ekonomik omurgası haline gelmişti. Tarım, madencilik, inşaat, ev hizmetleri, hatta entelektüel işler (örneğin kâtiplik) köle emeği olmadan dönmezdi. Köle olmak, insan olmaktan çıkmak anlamına gelmiyordu belki; ama insan olarak sayılmamak anlamına geliyordu.Hukuki ve ontolojik açıdanKöle, kişi değil, mülk olarak tanımlanan varlıktır. Modern hukukta “kişilik hakkı” denen şeyin neredeyse tamamından yoksundur:
- Kendi bedeninin sahibi değildir
- Sözleşme yapamaz
- Evlenemez ya da evliliği tanınmaz
- Çocukları otomatik olarak hür doğmaz
- Kaçtığında av hayvanı gibi takip edilir
- “Ben kimin malıyım?” sorusu günlük gerçeklik olur.
- Utanç, korku ve boyun eğme içselleştirilir.
- Direniş ettiğinde cezalandırılır, uysal olduğunda ödüllendirilir; böylece kendi arzularını bile efendinin onayına bağlar.
Aynı zamanda kölelik, ırk, etnisite, din, kast gibi ayrımları kurumsallaştıran en güçlü mekanizmalardan biridir. “Biz” ve “onlar” ayrımı, köle sahibinin kendini insan üstü görmesini sağlar.Modern / çağdaş açıdanResmi köle ticareti yasaklandıktan sonra kölelik biçim değiştirdi; görünmezleşti ama yok olmadı. Bugün “modern kölelik” denilen olgu şunlardır:
- Borç köleliği (ücret ödenmeden çalıştırılmak için alınan borçlar)
- İnsan ticaretiyle cinsel sömürü
- Zorla çalıştırılan göçmen işçiler
- Çocuk askerler
- Ev içi kölelik (pasaportlarına el konulan ev işçileri)
- Zorla evlendirme ve aile içi esaret
Tarihsel kölelik en bariz, en iğrenç biçimidir. Modern kölelik ise en yaygın, en kabul edilebilir biçimidir.
Gerçek özgürlük, ne efendisiz kalmak ne de efendi olmak; kendi iradesinin tek sahibi olabilmektir.Ne yazık ki insanlık, bu özgürlüğe hâlâ çok uzak. Çünkü köleliği bitiren şey yasalar değil, insanın başkasına hükmetme arzusundan vazgeçmesidir. Ve o arzu, hâlâ en güçlü içgüdülerimizden biri olmaya devam ediyor.

S- Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hattâ âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar etmemek şartıyla birşey denilmez diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir?
YanıtlaSilC- Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.
Hürriyet-i umumî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır. Hürriyetin şe'ni odur ki: Ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.
Tarihçe-i Hayat ( 81 )
"âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır.
YanıtlaSilYoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki
hayvanlıktır,
şeytanın istibdadıdır,
nefs-i emmareye esir olmaktır." Münazarat ( 19 )
Tüketim çılgınlığı, --> hayvanlıktır
kredi kartı borçları, --> nefs-i emmareye esir olmaktır
sosyal statü kaygısı --> şeytanın istibdadıdır
insanı “kendi isteğiyle” zincire vurur. Bu bakışa göre modern insan, kendi efendisini kendisi seçen köledir