Son dönemde televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir manzara var: Tanınmış kişilerin uyuşturucu kullanımı veya ticaretiyle ilgili operasyon haberleri. Ev baskınları, ele geçirilen maddelerin miktarları, yüksek meblağlar, bazen de estetik kadrajlarla sunulan görüntüler... Bunlar haber değeri taşıyor elbette, kamuoyunun bilgilendirilmesi önemli. Ama bir süre izledikten, okuduktan sonra içimde bir soru oluşmaya başladı: Bu haberler, amaçladığının tam tersine mi etki yapıyor?
Yeşilay'ın Aralık 2025'te yaptığı açıklama, tam da bu noktaya parmak basıyor. Uluslararası kuruluşların (DSÖ, UNODC, EMCDDA) bilimsel raporlarına dayanarak belirtiyorlar ki, tanınmış kişilerle ilişkilendirilen uyuşturucu haberleri sansasyonel ve tekrar eden biçimde sunulduğunda, özellikle gençlerde merak uyandırıyor, risk algısını düşürüyor ve madde kullanımını normalleştiriyor. Rol model etkisi devreye giriyor: Sevilen, güven duyulan bir yüzün bile bu işe bulaşması, "demek ki o kadar da kötü değil, yaygın bir şey" hissini yerleştirebiliyor. Haberler o kadar yoğunlaşıyor ki, istisnai bir olay olmaktan çıkıp "herkesin başına gelebilen sıradan bir hata" gibi algılanmaya başlıyor.
Kendi adıma konuşayım: Ben madde, içki ya da sigara gibi şeyleri hiç merak etmemiş, denememiş, denemeyecek biri olarak bile, güven duyduğum bazı yüzlerin haberlerini görünce bir anlık "acaba sigara gibi basit bir alışkanlık mı?" diye sorguladım kendimi. O an durup düşündüm: Hayır, bu bir yanılsama. Ama o sorgulama anı bile, haberlerin yarattığı etkiyi gösteriyor. Eğer ben gibi "sıfır tolerans" duruşu olan biri bile kısa bir an etkileniyorsa, gençler, ergenler için bu etki çok daha derin ve kalıcı olabilir.
Medyanın rolü burada kritik. Haber yapmak susmak demek değil, ama nasıl anlattığın her şeyi değiştiriyor. Sansasyonel dil ("şu kadar ecstasy, milyonluk malzeme"), miktar-para vurgusu, merak uyandıran detaylar (nasıl elde edildiği, ritüelleri ima eden ifadeler) yerine daha nötr, bilgilendirici bir yaklaşım mümkün. Bağımlılığın bir sağlık sorunu olduğunu, yardım alınabileceğini vurgulamak; haber sonunda Yeşilay 115 veya Alo 191 gibi destek hatlarını eklemek; tedavi başarı hikayelerine yer vermek... Bunlar özendirici değil, önleyici olur.Yeşilay da tam bunu söylüyor: Uyuşturucuyla mücadele sadece adli bir süreç değil, halk sağlığı meselesi. Algı yönetimi, maddeyle mücadele kadar önemli. Medya kuruluşları toplumsal sorumluluk ilkesini esas alırsa, gençleri korumada büyük rol oynayabilir. Haberler "cool hayat" imajı yaratmak yerine, gerçek zararı (beyin hasarı, aile yıkımı, hayat kaybı) görünür kılarsa, belki o normalleşme dalgası kırılır.
Bu yazı, bir eleştiri değil, bir farkındalık çağrısı. Benim gibi düşünenler çoğaldıkça, sesimiz medyayı da zorlayabilir. Merak eden, yardıma ihtiyacı olan varsa: Yeşilay 115 her zaman orada. Denememek en güçlü duruş; ama deneyen için de çıkış her zaman var.Umarım bu haberler, bir gün sadece "suç haberi" olmaktan çıkar ve "önleme fırsatı"na dönüşür.
Yeşilay'ın Aralık 2025'te yaptığı açıklama, tam da bu noktaya parmak basıyor. Uluslararası kuruluşların (DSÖ, UNODC, EMCDDA) bilimsel raporlarına dayanarak belirtiyorlar ki, tanınmış kişilerle ilişkilendirilen uyuşturucu haberleri sansasyonel ve tekrar eden biçimde sunulduğunda, özellikle gençlerde merak uyandırıyor, risk algısını düşürüyor ve madde kullanımını normalleştiriyor. Rol model etkisi devreye giriyor: Sevilen, güven duyulan bir yüzün bile bu işe bulaşması, "demek ki o kadar da kötü değil, yaygın bir şey" hissini yerleştirebiliyor. Haberler o kadar yoğunlaşıyor ki, istisnai bir olay olmaktan çıkıp "herkesin başına gelebilen sıradan bir hata" gibi algılanmaya başlıyor.
Kendi adıma konuşayım: Ben madde, içki ya da sigara gibi şeyleri hiç merak etmemiş, denememiş, denemeyecek biri olarak bile, güven duyduğum bazı yüzlerin haberlerini görünce bir anlık "acaba sigara gibi basit bir alışkanlık mı?" diye sorguladım kendimi. O an durup düşündüm: Hayır, bu bir yanılsama. Ama o sorgulama anı bile, haberlerin yarattığı etkiyi gösteriyor. Eğer ben gibi "sıfır tolerans" duruşu olan biri bile kısa bir an etkileniyorsa, gençler, ergenler için bu etki çok daha derin ve kalıcı olabilir.
Medyanın rolü burada kritik. Haber yapmak susmak demek değil, ama nasıl anlattığın her şeyi değiştiriyor. Sansasyonel dil ("şu kadar ecstasy, milyonluk malzeme"), miktar-para vurgusu, merak uyandıran detaylar (nasıl elde edildiği, ritüelleri ima eden ifadeler) yerine daha nötr, bilgilendirici bir yaklaşım mümkün. Bağımlılığın bir sağlık sorunu olduğunu, yardım alınabileceğini vurgulamak; haber sonunda Yeşilay 115 veya Alo 191 gibi destek hatlarını eklemek; tedavi başarı hikayelerine yer vermek... Bunlar özendirici değil, önleyici olur.Yeşilay da tam bunu söylüyor: Uyuşturucuyla mücadele sadece adli bir süreç değil, halk sağlığı meselesi. Algı yönetimi, maddeyle mücadele kadar önemli. Medya kuruluşları toplumsal sorumluluk ilkesini esas alırsa, gençleri korumada büyük rol oynayabilir. Haberler "cool hayat" imajı yaratmak yerine, gerçek zararı (beyin hasarı, aile yıkımı, hayat kaybı) görünür kılarsa, belki o normalleşme dalgası kırılır.
Bu yazı, bir eleştiri değil, bir farkındalık çağrısı. Benim gibi düşünenler çoğaldıkça, sesimiz medyayı da zorlayabilir. Merak eden, yardıma ihtiyacı olan varsa: Yeşilay 115 her zaman orada. Denememek en güçlü duruş; ama deneyen için de çıkış her zaman var.Umarım bu haberler, bir gün sadece "suç haberi" olmaktan çıkar ve "önleme fırsatı"na dönüşür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu analizde seni en çok düşündüren nokta ne, ya da kendi gözlemlerinle nasıl yorumluyorsun?
Senin yorumların paylaşımlarımı zenginleştirecek !