Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




4 Nisan 2025 Cuma

Z Kuşağı: Masal mı, Kalıp mı?


Günümüzde "Z Kuşağı" diye bir şey varmış gibi davranılıyor. Sanki birileri bir gün oturmuş, bir grup insanı işaretlemiş, onlara bir isim vermiş ve sonra bu ismin içini doldurmaya başlamış: "Dijital yerliler, asi ruhlar, tüketim toplumunun eleştirmenleri ama bir o kadar da bağımlıları." Bu süreç o kadar doğal bir akış gibi sunuluyor ki, kimse durup sormuyor: Bu masal kimin kaleminden çıktı? Ve neden hepimiz bu masala uymak zorundaymışız gibi hissediyoruz?

Her şey bir isimle başlıyor. "Baby Boomers" dediler, savaş sonrası toparlanmanın çocuklarına. "X Kuşağı" dediler, belirsizliğin ve değişimin gölgesinde büyüyenlere. "Milenyum" geldi, yeni yüzyılın umutlarıyla doğanları etiketledi. Şimdi de sıra Z’de. 1990’ların sonu ile 2010’ların başı arasında doğanlar, bir anda "Z Kuşağı" oldu. Ama bu

3 Nisan 2025 Perşembe

Kitlelerin Büyülenişi: Bir Televizyon Düşü


İnsanlık tarih boyunca hikâyelere, anlatılara ve yönlendirmelere açık bir varlık olmuştur. Ateşin başında anlatılan masallar, kralların destanları, din adamlarının vaazları… Hepsi, bir şekilde zihinleri ele geçirme, kalpleri yönlendirme sanatıydı. Günümüzde ise bu sanat, teknolojinin sunduğu sonsuz imkânlarla bambaşka bir boyuta ulaştı. Televizyon ekranları, bu modern çağın büyü aynaları gibi; insanları içine çeker, gerçekle hayali birbirine karıştırır ve bir süre sonra izleyenler, neyin doğru neyin kurgu olduğunu sorgulamayı bırakır.

27 Mart 2025 Perşembe

Muhalefetin Boykot Çağrılarının Ülkeye Zararları

ˢᵉᵈᵃ ᴾᴱᴷᴳÖᶻ


Siyasi arenada muhalefet, hükümeti dengeleme ve alternatif politikalar sunma rolüyle demokrasinin temel taşlarından biridir. Ancak, muhalefetin bu rolü yerine getirmek yerine yerli malı ürünlere boykot çağrıları gibi yıkıcı bir tutum sergilemesi, hem topluma hem de ülkeye ciddi zararlar verebilir. Bu tür bir yaklaşım, ekonomik istikrarsızlıktan toplumsal bölünmeye kadar pek çok olumsuz sonucu beraberinde getirir.

26 Mart 2025 Çarşamba

Özgür Özel’in İngiltere’ye Yalvarışı: Bir Ulusun Onuruna İhanet


Seda PEKGÖZ
Türkiye’nin ana muhalefet lideri Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde İngiliz BBC’ye verdiği röportajda, ülkesini adeta bir sömürge valisi edasıyla yabancı bir devlete şikâyet etti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’a seslenerek, “Terk edilmişlik hissediyoruz, bu nasıl dostluk?” diye sızlanan Özel, Türkiye’nin iç meselelerine Londra’dan medet umdu. Bu, bir siyasetçinin kendi halkına değil, yabancı bir hükümete ağlayarak yakarmasıdır; bir ulusun onurunu ayaklar altına alan, utanç verici bir çaresizlik tablosudur.
Özgür Özel’in bu tavrı, yalnızca siyasi bir gaf değil, aynı zamanda Türk milletinin egemenliğine vurulmuş bir darbedir.

Bir lider, halkının iradesine güvenmek, onunla birlikte mücadele etmek yerine, neden bir başka ülkenin kapısında diz çöker? “İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı’nı hapse koyuyorlar ve siz sessiz kalıyorsunuz” diyerek İngiltere’yi Türkiye’nin yargı süreçlerine müdahale etmeye çağırmak, hangi akla hizmettir? Türkiye, İngiliz mandası mıdır ki, Özel, Londra’dan adalet dileniyor? Bu sözler, bir muhalefet liderinden çok, efendisinden koruma uman bir kölenin feryadıdır.

Nüfus Sayısı: Bir Ülkenin Gücü ve Geleceği

Nüfus Sayısı: Bir Ülkenin Gücü ve Geleceği

Seda  PEKGÖZ
Nüfus, bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi, ekonomik gücünü koruyabilmesi ve uluslararası alanda söz sahibi olabilmesi için temel taşlardan biridir. Tarih boyunca krallıklar, imparatorluklar ve modern ulus-devletler, nüfuslarının büyüklüğüne ve niteliğine göre yükselişler ve çöküşler yaşamıştır. Günümüzde de liderlerin halklarına "daha fazla çocuk yapın" çağrısında bulunması, bu gerçeğin bir yansımasıdır. Peki, neden nüfus sayısı bu kadar önemlidir? Bu soruyu hem geçmişten dersler alarak hem de bugünün dinamiklerini göz önünde bulundurarak yanıtlayalım.

Tarihsel Perspektif: Nüfusun Güçle Eşdeğeri
Tarihe baktığımızda, büyük medeniyetlerin genellikle kalabalık nüfuslarla yükseldiğini görürüz. Örneğin, Roma İmparatorluğu’nun geniş toprakları yönetebilmesi, ordularını besleyebilmesi ve ekonomisini ayakta tutabilmesi, milyonlara ulaşan nüfusu sayesinde mümkün olmuştu. Çiftçiler tarlaları işler, askerler sınırları korur, zanaatkârlar şehirleri inşa ederken, bu iş gücünün temelinde yatan şey, insan sayısıydı. Ancak nüfusun azalması, örneğin salgın hastalıklar ya da savaş kayıpları nedeniyle, bu devletin çöküşünü hızlandıran faktörlerden biri oldu.

Benzer şekilde, Orta Çağ’da feodal sistemlerde lordlar, köylü nüfusunun artmasını isterdi; çünkü daha fazla insan, daha fazla tarım üretimi ve dolayısıyla daha fazla zenginlik demekti. Sanayi Devrimi’ne geldiğimizde ise fabrikaların dönmesi, makinelerin çalışması ve yeni buluşların hayata geçmesi, yine kalabalık bir iş gücüne dayanıyordu. Kısacası, tarih bize şunu öğretir: Nüfus, bir toplumun hem savunma kapasitesini hem de üretim potansiyelini belirler.

Günümüz: Ekonomik ve Sosyal Denge
Bugün ise nüfusun önemi, sadece askerî ya da tarımsal güçle sınırlı değil; modern ekonomiler ve sosyal sistemler de bu denklemin bir parçası. Genç ve dinamik bir nüfus, bir ülkenin fabrikalarını çalıştırır, vergileri öder ve yenilikçi fikirleriyle toplumu ileriye taşır. Örneğin, yaşlanan bir nüfusla karşı karşıya kalan bazı ülkelerde, emekli olanların bakımını üstlenecek ve sosyal güvenlik sistemini finanse edecek yeterince genç insan kalmıyor. Bu durum, ekonomik durgunluğa ve hatta uzun vadede toplumsal çöküşe yol açabilir.

Ayrıca, günümüzde teknolojinin ve bilginin hızla yayıldığı bir dünyada, kalabalık ve iyi eğitimli bir nüfus, bir ülkenin rekabet gücünü artırır. Yeni buluşlar yapmak, küresel pazarda söz sahibi olmak ve kültürel etkisini yaymak isteyen bir ulus, bunu ancak insan kaynağıyla başarabilir. Öte yandan, nüfusun azalması, bir ülkenin hem iç dinamiklerini hem de dış dünyada algılanan gücünü zayıflatır.

Liderlerin Çağrısı: Geleceği Korumak
Liderlerin "daha fazla çocuk yapın" demesi, bu tarihsel ve güncel gerçeklerin birleşiminden kaynaklanır. Azalan doğum oranları, birçok ülkede gelecek nesillerin küçülmesi anlamına geliyor. Bu, sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda bir kimlik ve varoluş meselesi. Bir toplum, eğer genç nesillerle kendini yenileyemezse, zamanla dilini, kültürünü ve değerlerini devam ettirecek kimseyi bulamayabilir. Örneğin, küçük bir ada ülkesinin nüfusu azaldıkça, o ülkenin dünya sahnesindeki etkisi de silikleşir.
Ancak bu çağrı, sadece sayısal bir artış talebi değildir. Nüfusun artması kadar, o nüfusun sağlıklı, eğitimli ve üretken olması da önemlidir. Aksi halde, kalabalık ama niteliksiz bir topluluk, bir ülkeye yük olmaktan öteye gidemez. Bu yüzden liderler, aynı zamanda çocuk yetiştirme koşullarını iyileştirmeye ve aileleri desteklemeye yönelik politikalar geliştirmek zorundadır.

Sonuç: Dengeli Bir Gelecek İçin
Nüfus, bir ülkenin hem geçmişi hem de geleceği için vazgeçilmez bir unsurdur. Tarih, bize kalabalık ve organize toplumların nasıl büyük başarılar elde ettiğini gösterirken; günümüz, bu kalabalığın nitelikle desteklenmesi gerektiğini hatırlatır. Liderlerin halklarına yönelik çağrıları, sadece duygusal bir istek değil, bir ulusun varlığını sürdürebilmesi için stratejik bir zorunluluktur. Ancak bu dengeyi sağlamak, sadece daha fazla çocuk doğurmakla değil, aynı zamanda o çocukları geleceğe en iyi şekilde hazırlamakla mümkündür.



Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar -- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

Turbun Büyüğü Heybede: Soruşturmaların Görünmeyen Yüzü


Türkçede atasözleri ve deyimler, toplumsal olayları anlamlandırmak ve mesajları dolaylı yoldan iletmek için sıkça kullanılır. Ancak bazen, halk arasında yeni ifadeler doğar ve bu ifadeler, mevcut durumu çarpıcı bir şekilde özetler. "Turbun büyüğü heybede" de işte böyle bir söylem.

İlk bakışta kulağa tanıdık gelmese de, siyasi bağlamda soruşturma geçirenler için kullanıldığında, derin bir anlam kazanıyor: Küçükler ya da önemsizler şu an soruşturuluyor, ama asıl büyük isimler, yani "büyük balıklar," henüz ortaya çıkarılmadı, saklı duruyor.

24 Mart 2025 Pazartesi

Şarkımızı tamamlamak için: Tartışma Programlarının Değişen Yüzü: Eskinin Deri...

Şarkımızı tamamlamak için: Tartışma Programlarının Değişen Yüzü: Eskinin Deri...: Televizyon ekranlarında sıkça rastladığımız tartışma p rogramları, bir zamanlar "açık oturum" dediğimiz formatın modern bir yansım...

Çürüyen Çemberler: Geçmişin Tozunda Kaybolan İnsanlık



Dünyadan bihaber olup, gelmişi geçmişi yok sayıp şımarık, hadsiz küçük gruplar içinde kokuşmaya yüz tutmak diye de bir şey var. Bazen insan, etrafındaki bu vurdumduymazlığı görünce şaşırıyor; sanki hayat, sadece kendi dar çemberlerinde dönen bir oyunmuş gibi davranıyorlar. Tarihin tozlu sayfaları, insanlığın ortak mirası, bir çırpıda silinip atılabiliyor. 

Şarkımızı tamamlamak için: Algıların Gölgesinden Gerçeğin Özgürlüğüne

Şarkımızı tamamlamak için: Algıların Gölgesinden Gerçeğin Özgürlüğüne: Algıların olguları gölgede bıraktığı bir dönemde, yalnızca gerçeğin peşinde olanlar özgür kalabilirler..  Ancak; bir aldatma içinde yaşamayı...

21 Mart 2025 Cuma

"Geçmişi hiçbir zaman tam anlayamayız. Zaman içinde bilinç düzeyimiz geliştikçe olayların geçmişleri de değişir."

"Geçmişi hiçbir zaman tam anlayamayız. Zaman içinde bilinç düzeyimiz geliştikçe olayların geçmişleri de değişir."
                                                        ˢᵉᵈᵃ ᴾᴱᴷᴳÖᶻ

Bu söz, insan deneyiminin dinamik doğasına ve tarihsel algılarımızın sürekli evrimine işaret ediyor. İlk bakışta, geçmişin sabit bir gerçeklik olduğu düşünülebilir; sonuçta, olanlar olmuş, bitmiştir. Ancak, geçmişi anlamanın yalnızca olayların kendisine değil, aynı zamanda onları nasıl yorumladığımıza bağlıdır.

Geçmişi "tam anlamıyla" kavrayamamak, insan bilincinin sınırlı doğasından kaynaklanır. Her birey, her toplum ve her çağ, kendi değerleri, bilgileri ve perspektifleriyle geçmişi yeniden şekillendirir. Örneğin, antik bir savaşın nedenlerini bir Orta Çağ tarihçisi dini kaderle açıklarken, modern bir tarihçi ekonomik çıkarlar veya politik stratejiler üzerinden değerlendirebilir. Olay aynıdır, ancak bilinç geliştikçe ona yüklenen anlam değişir. Bu, geçmişi bir ayna gibi düşünmemize neden olur: Olaylar sabit kalsa da, aynaya bakan gözler değiştikçe yansıma da dönüşür.



Zaman içindeki bilinç gelişimi, yalnızca bilgi birikimimizle sınırlı kalmaz; aynı zamanda duygusal olgunluğumuz, etik anlayışımız ve dünyaya bakış açımızla da şekillenir.

20 Mart 2025 Perşembe

''Demokrasi ve hukuk birbirini boğmamalı'' Levent Ersin Orallı

"Demokrasi ve hukuk birbirini boğmamalı" ifadesi, demokrasi ile hukukun üstünlüğünün birbiriyle çatışmaması, aksine birbirini tamamlaması ve desteklemesi gerektiğini vurgulayan bir düşünceyi ifade eder. 

Bu konuyu açmak gerekirse:
Demokrasi, halkın iradesinin yönetime yansıdığı bir sistemdir; yani çoğunluğun kararı ön plandadır. Ancak bu, her zaman adil ya da doğru sonuçlar doğurmayabilir. Örneğin, çoğunluk bazen azınlığın haklarını ihlal edebilir veya popülist kararlarla uzun vadeli toplumsal faydayı göz ardı edebilir. İşte burada hukuk devreye girer. Hukuk, evrensel ilkeler, adalet ve birey hakları temelinde bir düzen

5 Mart 2025 Çarşamba

Tam barışmamış ama barışa doğru giden yola ne denir?

Sosyoloji, siyaset bilimi ve çatışma çözümü literatüründe bu tür durumlar için kullanılan bazı kavramlar şunlar olabilir:
  1. Detant (Yumuşama): Uluslararası ilişkiler ve sosyoloji alanında sıkça kullanılan bir terimdir. Fransızca kökenli olan "detant", özellikle Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki gerilimin azalmasını ifade etmek için popüler hale gelmiştir. Büyük bir çatışma veya anlaşmazlık sonrası tarafların ilişkileri normalleştirme yönünde attığı adımları tanımlar. Türkçe'de de "yumuşama" olarak çevrilir ve tam barış olmasa da gerginliğin azalmasını ifade eder.
  2. Rapprochement

Trump ve Zelensky arasındaki mevcut durum

6 Mart 2025 itibarıyla Donald Trump ve Volodymyr Zelensky arasındaki ilişki, uluslararası ilişkiler bağlamında oldukça gergin ve karmaşık bir noktada bulunuyor. Bu durum, özellikle Şubat 2025’te Beyaz Saray’da gerçekleşen ve medyaya yansıyan hararetli bir görüşmeyle belirginleşti. Uluslararası ilişkiler literatüründe bu tür bir gerilimin "yumuşama" (detant) veya "yakınlaşma" (rapprochement) sürecinden uzak olduğu açıkça görülüyor. 


İşte son durumun özeti:

3 Mart 2025 Pazartesi

Anlamasan da Olur !..: Toplumsal Olgunluk

Anlamasan da Olur !..: Toplumsal Olgunluk: Havada ve toprakta kıpırdanmalar ve mayalanan bir sabırsızlığın etkisi var. Yine de sessizce durup beklemek, her biri başka bir ufka bakan g...

24 Şubat 2025 Pazartesi

21 Şubat 2025 Cuma

Haklı olan sessizliğe gömülür ve bekler öylece.. (İçsel söyleşi)

Haklı olmak mı Güçlü olmak mı ?

_ Bu konu, felsefi bir tartışmanın kapısını aralıyor ve cevap, kişinin değerlerine, dünya görüşüne ya da içinde bulunduğu duruma göre değişebilir. Türkçe'de "Haklı olmak mı güçlü olmak mı değerli?" diye sorduğuna göre, sanırım bu ikisi arasında bir tercih ya da derinlemesine bir analiz istiyorsun. Ben de elimden geldiğince tarafsız ve düşünmeye sevk eden bir yanıt vereyim. Haklı olmak, genellikle adalet, doğruluk ve ahlaki bir duruşla ilişkilendirilir.