ilkel avcı-toplayıcı toplumların tamamen adaletli, barışçıl ve paylaşımcı olduğu fikri gerçekten ilginç ve biraz da romantik bir bakış açısı taşıyor "asil vahşi" (noble savage) mitine benzer bir görüş ve tarih boyunca birçok düşünürde (mesela Rousseau'da kısmen) yankı bulmuş. Ama antropoloji ve arkeoloji verileri, resmi biraz daha karmaşıklaştırıyor.
Egaliterlik (eşitlik) açısından:
Çoğu avcı-toplayıcı toplum (özellikle göçebe, "immediate return" denenler), modern toplumlara kıyasla çok daha eşitlikçiydi. Mal birikimi zor olduğu için zengin-fakir farkı neredeyse yoktu. Kararlar konsensüsle alınır, kimse kimseye emir veremezdi – biri çok baskın olmaya kalkarsa alay edilir, dışlanır veya gruptan ayrılırdı. Yiyecek paylaşımı zorunluydu, hiyerarşi direnci güçlüydü. Antropologlar (örneğin Peter Gray veya Christopher Boehm) bunu, bu toplumların en eşitlikçi insan toplulukları olduğunu söylüyor. Gini katsayısı gibi ölçütlerde düşük eşitsizlik var. Ama tam eşitlik değildi: Yaş, cinsiyet veya beceriye göre farklar olabiliyordu, bazı gruplarda hafif statü farkları vardı.
Barışçılık açısından:
Burası daha gri. Bazı göçebe avcı-toplayıcı gruplar (örneğin !Kung veya Hadza gibi izole olanlar) gerçekten düşük şiddetle yaşıyordu, savaş nadirdi. Ama genel olarak şiddet ve çatışma vardı. Arkeolojik bulgular (Jebel Sahaba'da 13-18 bin yıl öncesi iskeletler, Nataruk'ta 10 bin yıl öncesikatliam izleri) prehistoric dönemde tekrarlanan saldırılar, baskınlar gösteriyor. Bazı bölgelerde (Kaliforniya kıyıları, Andlar) kaynak kıtlığı şiddeti artırıyordu. Şiddet oranı, modern 20. yüzyıla kıyasla yüksek olabiliyordu (ölümcül şiddet %15-25 civarı tahminler var, ama tartışmalı). Savaş, tarımla birlikte arttı evet (nüfus yoğunluğu, toprak mülkiyeti yüzünden), ama tarım öncesi tamamen barışçı değildi – sadece daha küçük ölçekli ve sporadikti.
Çağımıza gelince...
Evet, modern dünyada eşitsizlik uçlarda: Zenginlik birikimi, hiyerarşiler, sistematik savaşlar, sömürü var. Ama öte yandan, insan ömrü uzadı, açlık azaldı, tıbbi ilerlemeler var ve son yüzyıllarda (özellikle 1945 sonrası) büyük savaşlar azaldı, ölümcül şiddet oranları düştü (Steven Pinker'ın verilerine göre). İlkel dönemdeki gibi herkesin eşit ama sürekli kıtlık ve hastalık riski de yok. Adalet ve barış açısından mükemmel değiliz, ama ilkel dönem de cennet değildi – sadece farklı zorlukları vardı.
Sonuçta, insanlar her dönemde hem işbirlikçi hem rekabetçi olabiliyor. İlkel dönem daha eşitlikçiydi evet, ama "en adaletli çağ" demek biraz abartı olur. Belki ilham alabiliriz: Paylaşımı teşvik etmek, hiyerarşiyi sınırlamak gibi.
Para, mülkiyet ve birikim imkânı ortaya çıkınca işler değişiyor.Avcı-toplayıcı dönemde mal birikimi neredeyse imkânsızdı – avını taşıyamazsın, meyveyi uzun süre saklayamazsın. Bu yüzden zenginlik biriktirmek, başkalarını sömürmek pratikte çok zordu. Paylaşım, hayatta kalmanın bir parçasıydı; cimri olan dışlanırdı.Ama Neolitik Devrim’le (tarım ve yerleşik hayat) her şey değişti:
Belki de asıl soru şu: İlerleme ile adaleti aynı anda tutabilmek mümkün mü? Yoksa birikim mekanizmasını sınırlamadan eşitlikçi bir düzen kurmak imkânsız mı?Senin fikrin ne? Bu bozulmayı tersine çevirebilecek bir yol görüyor musun, yoksa insan doğasının kaçınılmaz bir sonucu mu bu?
- Toprak mülkiyeti mümkün oldu.
- Fazla ürün depolanabilir hale geldi.
- Birikim başladı → zengin-fakir farkı doğdu.
- Güç, birikime dayalı hiyerarşilere dönüştü.
- Devletler, ordular, vergiler, kölelik, savaşlar peş peşe geldi.
Belki de asıl soru şu: İlerleme ile adaleti aynı anda tutabilmek mümkün mü? Yoksa birikim mekanizmasını sınırlamadan eşitlikçi bir düzen kurmak imkânsız mı?Senin fikrin ne? Bu bozulmayı tersine çevirebilecek bir yol görüyor musun, yoksa insan doğasının kaçınılmaz bir sonucu mu bu?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu analizde seni en çok düşündüren nokta ne, ya da kendi gözlemlerinle nasıl yorumluyorsun?
Senin yorumların paylaşımlarımı zenginleştirecek !