Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




İzleyiciler

21 Şubat 2026 Cumartesi

Haberlerdeki Uyuşturucu Gölgesi: Normalleşen Bir Tehlike mi?


Son dönemde televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir manzara var: Tanınmış kişilerin uyuşturucu kullanımı veya ticaretiyle ilgili operasyon haberleri. Ev baskınları, ele geçirilen maddelerin miktarları, yüksek meblağlar, bazen de estetik kadrajlarla sunulan görüntüler... Bunlar haber değeri taşıyor elbette, kamuoyunun bilgilendirilmesi önemli. Ama bir süre izledikten, okuduktan sonra içimde bir soru oluşmaya başladı: Bu haberler, amaçladığının tam tersine mi etki yapıyor?

uyuşturucu.


Yeşilay'ın Aralık 2025'te yaptığı açıklama, tam da bu noktaya parmak basıyor. Uluslararası kuruluşların (DSÖ, UNODC, EMCDDA) bilimsel raporlarına dayanarak belirtiyorlar ki, tanınmış kişilerle ilişkilendirilen uyuşturucu haberleri sansasyonel ve tekrar eden biçimde sunulduğunda, özellikle gençlerde merak uyandırıyor, risk algısını düşürüyor ve madde

14 Şubat 2026 Cumartesi

Gazetecilikte yaratıcılığı yeniden canlandırmak

Gazetecilikte yaratıcılığı yeniden canlandırmak, bugün belki de mesleğin en acil ihtiyaçlarından biri. Çünkü rutin, format baskısı, hızlı tüketim döngüsü ve algoritma korkusu, gazeteciyi giderek daha çok "teknisyen"e dönüştürüyor. Oysa yaratıcılık, haberi sadece iletmekten çıkarıp, insanı sarsan, düşündüren, hatta bazen harekete geçiren bir güce çevirir. Peki bunu nasıl geri getirebiliriz? İşte bireysel, kurumsal ve yapısal düzeyde uygulanabilir yollar.1. Zihni kısıtlamalardan kurtarmak yerine bilinçli kısıtlamalar koymakParadoksal görünebilir ama yaratıcılık çoğu zaman sınırsız özgürlükte değil, akıllıca konulmuş sınırlarda doğar. Haber odalarında “her şeyi yapabilirsin ama şu 3 kurala uy” demek, tersine özgürleştirici olur:
  • Hikâyeyi sadece 400 kelimeyle anlat (zorunlu kısalık, yaratıcı dille sıkıştırma becerisi

Kotası doldurulmuş bir sürü “meslek sahibi”

'Gazeteciliğin teknisyenliğini yapıyorlar'
Bu cümle, modern meslek dünyasının en acı veren teşhislerinden biri belki de. Çünkü sadece gazeteciliği değil, günümüzün pek çok alanını kapsayan bir yorgunluk ve boşluk hissi taşıyor içinde. Bir zamanlar ruhu olan işler, bugün çoğunlukla prosedürün, formatın, algoritmanın ve kotanın gölgesinde icra ediliyor.
Düşünün: Bir aşçı var. Yemek yapıyor ama ruhu yok o yemekte. Tarif kitaplarından kopyalıyor, ölçüleri tam tutturuyor, tabağı Instagram’a layık hale getiriyor ama yiyen insanın damağında, gönlünde hiçbir iz bırakmıyor. Aynı şekilde bir ressam düşünün; tuvalin başına oturuyor, trend renk paletlerini kullanıyor, kompozisyonu “doğru” kuruyor, ama o tuvalde ne bir acı, ne bir coşku, ne de kişisel bir itiraf var. Teknik kusursuz, duygu sıfır.
Ve gazeteci… Haber metnini yazıyor. 5N1K tamam, lead paragraf çarpıcı, kaynaklar belirtilmiş, imla kuralları yerli yerinde. Ama o metin okunduktan on dakika sonra akılda kalan ne oluyor? Hiçbir şey. Çünkü o metin sadece bilgi taşımıyor; bir şey söylemiyor. Bir insanı ötekileştirmiyor, bir yaraya dokunmuyor, bir soru sordurtmuyor, öfkelendirmiyor, utandırmıyor, düşündürmüyor. Sadece “tüketiliyor”.
Bu durumun kökeninde birkaç katmanlı bir yoksunluk yatıyor.

4 Şubat 2026 Çarşamba

Köle kime denir?

Köle, en yalın ve en acımasız tanımıyla, kendi iradesi başkası tarafından gasp edilmiş insandır. Bu gasp, bedensel, zihinsel, duygusal ya da ekonomik olabilir; bazen hepsi birden gerçekleşir. Kölelik ise bu gaspın sistematik, meşrulaştırılmış ve süreklileştirilmiş halidir.


Tarihsel açıdanTarihin büyük bölümünde köle, savaşta ele geçirilen, doğuştan efendisine ait kabul edilen ya da borç nedeniyle mülkiyete dönüştürülen insandır. Antik Yunan’da, Roma’da, Mezopotamya’da, Osmanlı’da, Amerika kıtasındaki plantasyonlarda köle, hukuken eşya kategorisine yaklaştırılmıştır. Alınıp satılır, miras bırakılır, kırbaçlanır, cinsel olarak