Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




22 Mart 2020 Pazar

Bu gezegende 'insan' hiçbir zaman merkezde olmadı.

Bu salgın, gezegende otoriter rejimlerin, demokrasi dışı rejimlerin, milliyetçi rejimlerin hakim olduğu döneme denk geldi.
Dünyada demokrasi rüzgarlarının değil, otoriter rüzgarların estiği bir zamanda  Korona  felaketini yaşıyoruz.
Afetlere virüslere, savaşlara, iklim krizine karşı koymak  için  ortak mekanizmalara  ve anlayışa sahip 
olmadığımız  bir gezegendeyiz,  aslında bir uygarlık sorunuyla karşı karşıyayız. Türkiye hükümeti de dahil, yönetimler bunu vurguluyor:  “Sorun küresel, tedbir ulusal.”
Salgınla mücadele  neden küresel yapılamıyor?

İnsanı mı, piyasaları mı? 

Son 40 yıldır neo liberal itikadın hakim olduğu gezegende insan hiçbir zaman merkezde olmadı.
İngiltere Başbakanı Boris Johnson diyor ki; “üzülerek söylemeliyim , ailenizde sevdiğiniz yaşlıları bu dönemde kaybedeceksiniz”. 
Boris Johnson’a “okulları niye kapatmıyorsunuz ?” diye soruyorlar, “ekonomik aktivite azalır” diyor.
Neoliberal bir perspektiften bakış, belirli bir nüfusu gözden çıkartmak, ölmesini istemek anlamına geliyor. Çünkü onlar, yangında ilk kurtarılacaklar olarak piyasaları, fonları ve kârları görüyorlar, insanı görmüyorlar.

Baby Boom kuşağının tasfiyesi mi? 

Baby boom kuşağı 2005’ten itibaren emekli olmaya başladı, bu kesim emeklilik sistemlerinde ciddi bir yük olarak görülüyor, bu kesimin azalması emeklilik sistemleri üzerindeki mali yükün azalması demek.
Ayrıca son yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan durgunluk, sıfır ya da negatif faize yol açtı. Bu nedenle emeklilik fonları ciddi  getiri kayıplarına uğradılar, bunu da hesaba katmak lazım.
Emeklilik fonları dünya mali piyasaların en güçlü aktörlerindendir. İnsanı değil de piyasaları kurtarmak işte bu yüzden. Bilginize : Türkiye çoğunlukla dünyanın emekli sistemlerinden borçlanır.

"Gençlerin önü açılacak"

Büyük devletler, salgının, neoliberal itikadın totemleri olan mali piyasaları, servetleri, kârları, ekonomik büyümeyi nasıl etkileyeceği telaşı içindeler.
1918’de Korona virüsünün dedesi olarak bilinen İspanyol gribi salgınında ölenlerin çoğunluğu gençti, Birinci Dünya Savaşı'nda ölen milyonlarca insana bunlar da eklendi.
İspanyol gribinden 50 milyon ölüm olduğu belirtiliyormektedir. Daily Telegraph Gazetesinin bir yazarı; “Korana yaşlı nüfusu öldürerek, gençlerin önünü açacak!” diyor.
Böylesi çıldırmış durumdalar, yaşlıların ölmesi ile emeklilik fonlarının yükü hafifleyecek, istihdamın ve üretimin önü açılacak, kayıplar ekonomiye katkı sağlayacak, inanılır gibi değil.
Bugün egemen medyada  geniş halk kesimlerine piyasaları, sermayeyi kurtarmak suretiyle bunalımdan çıkış olacağı benimsetilmeye çalışılıyor.
Adeta, “salgınla ölenler, gelecekteki büyümenin garantisidir” deniyor. Hatırlayın, 40 yıl önce, Margaret Thatcher, “ toplum diye bir şey yoktur” demişti.

Tehlikeli iki virüs

Kıtalar arası füzelerin envai çeşidi üretiliyor, savaşlar ekran üzerinde yönetiliyor, uzayda askeri üstünlük rekabeti yaşanıyor, hava kuvvetleri yanında uzay kuvvetlerinin oluşturulduğu bir dünyadayız, teknolojinin inanılmaz geliştiği, yapay zekalara mesleklerin emanet edildiği bir dünyada, salgına karşı ortak bir refleks geliştirilmiyor.
Salgın küresel, tedbir ulusalmış! Ortak bir mücadele geliştirilememesinin nedenlerini, gezegenin sonunu getiren “kapitalizm ve milliyetçilik“ içinde aramak gerekiyor.

Kapitalizm !

Gezegenin bu hale gelmesinin nedeni kapitalizmdir, yola nereden çıkarsak çıkalım, bu sonuca varıyoruz; iklim başlıklı çıkıyoruz, sağlık başlıklı çıkıyoruz, savaş- silah sanayi başlıklı çıkıyoruz, bu sonuca varıyoruz.
Neoliberal küresel kapitalizm gezegenin, insanın bugünkü sonunu hazırladı. Finansal küreselleşmeyle oluşan borç düzeni sürekli kriz üretiyor, kriz sarmalı bitmiyor, reel sektörü  finans sektörüne emanet edemiyorsunuz, bu ilişkide anomali yaşanıyor. 
Gelinen son aşama artık  kapitalizmin bu türünün  dönüşümünü  gerektiriyor. Ancak mağdurlar, garibanlar ses çıkarmadan bu dönüşümün gerçekleşmesi mümkün görünmüyor, geniş kitlelerin küresel ortaklıklarıyla, taleplerini ortaya koymalarından, direnmelerinden başka çare yok. (AB/APA)

** Bebek patlaması, herhangi bir zaman aralığında doğum oranında meydana gelen büyük artıştır. En bilinen bebek patlaması dönemi İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşandı. 1945 yılından 1961 yılına kadar sadece ABD'de 65 milyondan fazla bebek doğdu. Bu duruma etki eden faktörlerin başlıcaları arasında İkinci Dünya Savaşı'ndan ve Kore Savaşı'ndan dönen gençlerin ertelemek zorunda kaldıkları evlilikleri kısa bir zaman zarfında gerçekleştirmesi ve ABD hükümetinin savaş sonrasının yarattığı ekonomik durgunluğunu gidermek için büyük aileleri ve dolayısıyla tüketimi destekleyici özel politikalar izlemesiydi. 

Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar -- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder