Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




22 Ocak 2011 Cumartesi

Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi

Uğurlar Olsun Uğur MUMCU Uğurlar Olsun...



vurulduk ey halkım, unutma bizi

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
ecelsiz öldürüldük
dövüldük, vurulduk, asıldık.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
isteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
bizleri yok etmek istediler hep.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

ölümcül hastaydık.
bağırsaklarımız düğümlenmişti.
hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
vicdan sustu.
hukuk sustu.
insanlık sustu.
göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
hastaydık.
yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
istanbul'daki, ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

bağımsızlık, mustafa kemal'den armağandı bize.
emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...


yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
kurtuluş savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
bir kez dinlemediler bizi.
bir kez anlamak istemediler.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç.
mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
asıldık ey halkım, unutma bizi...

bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...


bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi...

özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi...


Uğur MUMCU 24 Ocak 1993 Pazar günü alçakça bir cinayete kurban gitti.Onun hedef alınması anlamlıdır.Bugün ülkemizde ender rastladığımız aydınlanma,özgürlük ve bağımsızlık savaşcılarından biri daha aramızdan ayrıldığının 16. yıl dönümündeyiz.


“Vurun parçalayın beni,her parçamdan benim gibiler,beni aşacaklar doğacaktır”derken sonunu biliyordu sanki.Onu parçaladılar,her bir parçası Türkiye’nin dört bir yanına dağıldı.Birer Uğur Mumcu oldu.Sordum eşi Gürdal Abla’ya niçin Uğur Mumcu yaşarken evlerinin önünde: “ Niçin Uğur Abi Solcu ?” Bana gülerek – kalbi de solda da ondan demişti.  hiç unutmam.Bir gün bir radyo proğramında aklıma gelip kendisine de sordum niçin solcu oldun diye: -o da ben büyürken ankarada sofasol semtinde oturdum belki solculuğumun kilit noktası burası demişti…

27 Ocak 1993 tarihinde yüzbinler O’nu son yolculuğuna uğurlamak için Ankara’da toplandığında Türkiye Halkı yüz yıllık özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi birikimine mücadeleyle kazandığı değerlere sahip çıkmak için yürüyordu arkasından karanfiller atarak.UĞURLAR OLSUN….

Bu bir cenaze töreni değil halk ayaklanmasıydı sanki…. O’nu tanıyan tanımayan herkes, O’nun kişiliğinde laikliği, demokrasiyi, bağımsızlığı, özgürlüğü, antienperyalist mücadeleyi, görüp içinde donmuş küllenmiş bir 1980 ihtilalinin küllerinden bir ateş yakıyordu sanki…

O gün Uğur Mumcu’ya kıyanların hesapları boşa çıkmıştı.Bekli diklerinin tamtersi çıkmıştı. O güne kadar hiç görülmeyen bir topluluk LAİK’liğe sahip çıkarken görüldü. Günboyu dinmeyen yağmur insanların gözyaşlarına karışıyordu.Soğuk havaya rağmen Ankara “ TÜRKİYE İRAN OLMAYACAK”, “ FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA” “ KAHROLSUN ŞERİAT” sloganlarıyla inlerken nefesi yeten yetmeyen bir toplum büyük bir gazeteci ve fikir adamının arkasından bağırıyordu : UĞURLAR OLSUN…
Uğur Mumcu ’nun katledilmesi faili meçul bir cinayet değildir. 1980lerin Türkiye’si ve yeni dünya Projeleri iyi incelenip bakıldığında tetiği kimlerin çektirdiği net bir şekilde görülcektir.

Katil Amerika’nın Emperyalizmine aldığı tavırla, gericilige karşı mücadelesiyle, yolsuzlukların, vurgunların, soygunların üzerine cesaretle gitmesiyle kişiliği bütün çelişmelerin üzerine oturuyor.

Uğur MUMCU düşüncelerinden ödün vermedi, hayatını verdi. Bizlere bıraktığı miras; Bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde bütün gücümüzle yer almaktır. Bize bıraktığı bu onurlu yaşamanın,ülke ve dünya barışının yılmaz savunucusu,bilinçli kalem dürüst insan Uğur MUMCU




Öldürülen Gazeteciler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder