Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor…

Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...




sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2024 Pazar

Karikatür- Kapitalizm ve Sosyalizm Karşılaştırması




Siyasi Forum Siyasi-Politik Haber - Makale - Yazılar -- Sosyoloji Toplum bilimi , sosyoloji ders notları

1 Ağustos 2014 Cuma

Sosyalizm Üzerine


Fotoğraf: Sosyalizm Üzerine

 Reel sosyalizmin iflası ve iki kutuplu Dünya’nın sona ermesiyle, sosyalizmin özgürlük ve eşitlik ideali olmaktan çıktığı ve kapitalist sistemin zaferini ilan ettiği iddiası özellikle Batılı ülkelerde büyük bir iştiha ile dile getiriliyordu. Gerçekten de eşitlik ve özgürlük idealiyle inşa edilen reel sosyalist sistem, hem kendi iç çelişkilerini aşamadığı için hem de aşırı biçimde yozlaştığı ve sınıfsız olması gereken bir toplumda ayrıcalıklı bir sınıf oluştuğu için çöküyordu. Ayrıca Marx’ın tahayyül ettiği toplum biçiminin oldukça uzağında olduğu da gün gibi aşikârdı. Nihayetinde reel sosyalizm tarihin karanlık dehlizlerinde kayboluyordu.
      Kuşkusuz bu durumun somut bir yenilgi ya da hayal kırıklığı olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Fakat bunun yanında, yanlış zamanda ve yanlış yerde tarihsel gelişim evrelerinin, politik eylemlerle ve savaşımla hızlıca yaşanması sonucu gerçekleşen devrimler sosyalizmin tarihsel ve toplumsal zemini için yeterli miydi? Kuşkusuz ki politik praksisin yadsınması gibi bir tavır ya da durum değildir ifade edilmek istenen. Zira tarihsel koşullar olgunlaşmadan, kapitalist toplumun iç çelişkileri artık çözülemez bir noktaya varmadan gerçekleşen sosyalizmin de eşitlik ve özgürlük getiremediği de tecrübeyle sabit bir gerçekliktir. Bu noktada yanlış anlaşılmamak adına diğer hususa da açıklık getirmek gerekmektedir. Kapitalizmin kendi iç çelişkilerinden dolayı nasıl olsa bir gün mutlaka çökeceği ve eninde sonunda kendiliğinden devrimci kalkışmayla da sosyalizmin inşa edileceği tezi de, tarihte, politik praksisin ve insan iradesinin yadsınması anlamına gelir ki bu yaklaşım da sonuna kadar yanlıştır.
    Hem tarihsel koşulların olgunlaşmasını, başka bir deyişle kapitalizmin artık yeterli gelişmişlik düzeyine ulaşması sonucu sosyalizm için elverişli bir duruma gelmesini beklemek hem de işçi sınıfının yani kapitalizmin mezar kazıcılarının uygun koşullarda harekete geçmesini beklemek ya da sağlamak. Ama her iki koşulun birlikteliği nasıl olacak. Günümüzde aslında sosyalizm için her iki koşul da elverişli olduğu halde neden tam bir karamsarlık ve kapitalizmin yıkılamayacağı inancı hâkimdir. Bunu sadece kapitalizmin kendini yenilemesine bağlamak ve işçi sınıfının göreli olarak şartlarının iyileşmesi sonucu, sonu belli olmayan bir maceraya yani devrimci kalkışmaya lüzum görmemesine bağlamak ne kadar doğrudur. Sosyalizm günümüz için sadece bir ütopyadan mı ibarettir. Bütün bu karamsarlık nasıl açıklanabilir.
     Sosyalizm hem günümüzde hem de gelecekte kapitalizme alternatif olabilecek en önemli toplum projesidir. Ama nasıl olsa eninde sonunda sosyalizmin geleceğine inanmak ve hiçbir şey yapmamak safdillikten başka bir şey değildir. Burjuva ideologlarının tarihin sonunu ilan etmeleri gibi, tarihin son basamağının kaçınılması imkânsız olan sosyalist durak olduğuna inanmak aynı meyandadır. Kapitalizm hakkında öngörülemeyen realite kendini yenileme dinamiğinin ve esnekliğinin oldukça yüksek oluşudur. Bu özelliği nedeniyledir ki beklentiler boşa çıkmıştır ve karamsarlık hâkimdir.
    Kapitalizm hâkim toplum düzeni olması hasebiyle her geçen gün kitleleri yoksullaştıran ve sermayenin bir avuç azınlığın hâkimiyetinde olmasını sağlayan barbar bir düzendir. Kapitalizmin alternatifi sosyalizmdir. Eğer bu alternatif gelecekte uygulanma şansı bulamazsa tarihin sonunun adı barbarlık olacaktır. Bugünkü biçimiyle bile barbarlığın gün yüzüne çıktığını düşündüğümüz zaman gelecek oldukça karanlık olacaktır. Barbarlık, önüne çıkan her şeyi yıkan yutan ve insanlık idealini paramparça eden rejimin adıdır.
      İnsanlığın mutluluğu ve refahı bütün toplum düzenlerinin nihai amacı olması gerektiği halde hiçbir rejimde bu gerçekleşmemiştir. Kapitalist toplum düzeni de nihai amacı kar ve sermaye birikimi olan ve görünürde zora değil rızaya dayalı bir düzendir. İnsanlara mutluluk ve refah sağlamak bir yana, ücretli köle olmaya zorlayan, bedenlerini ve zihinlerini sömüren vahşi bir düzendir kapitalizm. Büyük şehirlerin varoşlarında, gettolarında, teneke evlerinde nüfusun çok büyük bir kısmı temiz suya bile hasret yaşam sürmeye çalışırken, gökdelenlerde bir avuç azınlık salt sermaye sahibi olduğu için sefa sürmektedir. İnsan hayatı kar uğruna hiçe sayılmaktadır. Silah sanayine akıl almaz sermayeler yatırılmakta, geri kalmış ülkelerin savaşmaları için her türlü yollara başvurulmakta, silah satmak için avuçlar ovuşturulmaktadır. İnsanlık en temel haklarından biri olan sağlığa erişim hakkından bile mahrum bir duruma düşürülmüştür. İnsanların önemli bir kısmı karnını doyurmaktan bile mahrumdur. Son tahlilde insanlığın büyük bir bölümü daha doğrusu tamamına yakını için gelecek karanlıktır.
      Sosyalizm insanlık ideali için bir araçtır. Amaç insanlığın mutluluğu, refahı, boş zamanlarını kendine ayırabileceği, tembelliğin hak olduğu bir düzenin adıdır. Sovyet deneyimi ve diğer deneyimler bu ideali gerçekleştirememiştir. Reel sosyalizmin başarısızlığına bakarak gelecek için sosyalizm idealinden vazgeçmek ve umutsuzluğa kapılmak kapitalist ideolojinin dümen suyuna gitmek olur ki onların istediği de budur. Gelecek kuşaklara insanlık idealini temel alan bir düzen bırakmak istiyorsak kapitalizmle mücadele etmeli, oluşturulan hegemonyayı yıkmalı ve sosyalizmin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik demek olduğunu ısrarla vurgulamalıyız. Başka bir Dünya mümkün!


Reel sosyalizmin iflası ve iki kutuplu Dünya’nın sona ermesiyle, sosyalizmin özgürlük ve eşitlik ideali olmaktan çıktığı ve kapitalist sistemin zaferini ilan ettiği iddiası özellikle Batılı ülkelerde büyük bir iştiha ile dile getiriliyordu. Gerçekten de eşitlik ve özgürlük idealiyle inşa edilen reel sosyalist sistem, hem kendi iç çelişkilerini aşamadığı için hem de aşırı biçimde yozlaştığı ve sınıfsız olması gereken bir toplumda ayrıcalıklı bir sınıf oluştuğu için çöküyordu. Ayrıca Marx’ın tahayyül ettiği toplum biçiminin oldukça uzağında olduğu da gün gibi aşikârdı. Nihayetinde reel sosyalizm tarihin

4 Şubat 2012 Cumartesi

Anarşi, Anarşizm ve Anarşist Nedir?

Anarşizmin tarihsel kökeni ve ideolojik açılımı

Anarşizm, toplum-birey üzerinde baskı, zor veya benzeri bir egemenlik kurmayı amaçlayan Devlet ya da benzer türevleri reddeden; Sömürü ve hükümdarlığın olmamasını amaçlayan ideolojik bir düşünce akımıdır. Başka bir deyişle anarşizm, bireylerin birbirleriyle eşit haklara sahip, özgürce işbirliği içinde olabileceği bir toplum yaratmayı amaçlayan politik bir kuramdır. Anarşizm bireye ve onların bireyselliğine zararlı olarak düşünülen tüm hiyerarşik yönetim ve kontrol biçimlerine karşı çıkar. Devletin ekonomik sistemi (Feodalizm, Kapitalizm, Emperyalizm, Sosyalizm, Komunizm) ne olursa olsun, anarşizme göre bireyin yaşam tercihleri üzerinde herhangi bir zorbalık ya da zorunluluk kabul edilmez.

Anarşizm genel olarak Devlet yada yönetim araçlarına karşı şiddet yöntemini öngören bir hareket biçiminde algılanır. Oysa ki Anarşizm, hükümetin birey üzerindeki olağanüstü gücüne karşı basit bir başkaldırının ötesinde, çok daha incelikli ve nüanslı bir gelenektir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin, toplum için zaruri bir gereksinim olduğu fikrine karşı çıkarlar. Bunun yerine daha işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütlenmeleri savunurlar.

Anarşizm, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder.

Zorlayıcı kurumlara ve toplumsal bazlı hiyerarşilere karşı olmak anarşizmin temel ilkelerindendir. Ayrıca anarşizm gönüllülüğe dayanan bir toplumun nasıl işleyeceği konusunda olumlu bir görüşü ifade eder. Şiddetin anarşizmdeki yeri, ne tür bir ekonomik sistemin olması gerektiği, çevre ve endüstriyalizm hakkında sorular ve diğer hareketlerde anarşistlerin rolleri gibi farklı alanlarda Anarşist akımlar arasında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Anarşist akımlar birbirlerinden çok farklı ve hatta birbirlerine karşı olabilirler.

"Anarşizm" ve "Anarşi" ideoloji ve siyaset alanında en fazla yanlış temsil edilen kavramlardır. Genel anlamda "kaos" veya "düzensizlik" kelimeleri ile eş anlamlı tutularak, anarşistlerin toplumsal kaos ve orman kanununa geri dönüşü arzuladıkları belirtilir.

Bu yanlış tanımlanma sorunu tarihe bakıldığında birçok akım için benzerlik gösterir. Örneğin, tek adam egemenliğinin (Kraliyet -Monarşi) gerekli olarak görüldüğü ülkelerde de zamanında "Cumhuriyet" veya "Demokrasi" gibi kavramlar, aynen "anarşi" kavramı gibi kötü ve yıkıcı olarak değerlendirilmişlerdir. Bugün geliştirilmeye çalışılan sözüedilen kavramlar, eskiden düzensizlik ve karmaşayı temsil etmek için kullanılmışlardır.

Statükonun devam ettirilmesinden yana olan çıkar kesimleri, sisteme karşı çıkanların pratikte başarılı olamayacağını yada "eskiyi aratacağını" öne sürerek Cumhuriyet, Demokrasi, Kapitalizm gibi kavramları durdurmaya, geciktirmeye çalışmışlardır. Elbette bu tür tezleri öne sürmeleri gayet anlaşılırdır: Devletin yada iktidarın "nimetlerinden" kolayca vazgeçemeyecek kadar içine batmış olan bu tür kişi veya kesimlere göre, yeni olan her türlü toplumsal yaşam biçimi ancak dağılmaya ya da kaosa yol açabilir.


"Anarşi" kelimesinin tarihsel kökeni

Yunancadan gelen "anarşi" kelimesi, "olmaksızın", "-sız", "...-in isteği", "...-in yokluğu" ya da "...-in olmaması" anlamlarını veren an (veya a) öneki ile, "yönetici", "hükümdar", "şef", "sorumlu kişi", "otorite" [yetke], "hükmeden", "komutan" anlamına gelen archos kelimesinin birleşiminden oluşur.

Yunanca anarchos ve anarchia kelimeleri genellikle "hükümetin olmaması" veya "hükümetsizlik" anlamlarında ele alınırken; görüldüğü üzere, anarşizmin asıl anlamı basitçe "hükümetsizlik" değildir. "An-archy", "hükümdarın olmadığı" veya daha genel bir ifadeyle "otoritenin olmadığı" anlamına gelir; ve anarşistler bu kelimeyi bu anlamıyla kullanırlar.

Bazı anarşistlere göre anarşizm, "sadece sermayeye değil, kapitalizmin asıl güç kaynağına: yani hukuk, otorite ve Devlet'e de saldırır". Bazılarına göreyse Anarşizm, geleneksel siyasete karşıdır; devletsizlik ve şiddetsizlik temel ilkeleridir. Klasik anarşizmde parlamento sahte bir kurumdur, halkın iktidarı değildir,bu yüzden oy vermemek gerekir. Devlet, doğası gereği kötüdür, kötü olduğu için değil. Partiler, milletvekilleri düzenin elemanlarıdır.

Anarşist akımların ortak özellikleri; Bütünsellikten yoksunluk, antidogmatizm, devrimcilik, çelişki ve tutarsızlığı tutarlı kabullenme, birey özgürlüğüdür.


Anarşizmin İdeolojik Kökeni

Devletin ve hiyerarşinin reddi konusu, 19. yüzyıl Avrupa anarşistlerinin çok öncesinde ortaya çıkmıştır. Bazı yazarlar anarşist bakış açısının Çinli Taoist bilgin Lao Tzu'nun çalışmalarında görülebileceğini söylerler. Anadolu'da yaşayan Sinoplu Diyojen, Knikler ve çağdaşları ile Stoacıların kurucusu Zenon'da Anarşizme benzer konulardan bahsetmiştir.

Modern çağda anarşizm, aydınlanma felsefesinin, seküler düşüncesinden doğmuştur. Özellikle J. J. Rousseau’nun özgürlük temelli ahlak düşüncesi, bu düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur. “Anarşist" terimi ilk başlarda (bazı ülkelerde halen) olumsuz anlam içerirken, Fransız Devrimi ile birlikte, Anarşizme olumlu anlamlar yüklenmeye başladı (örneğin Enragés'de görüldüğü gibi).

William Godwin birçok yazar tarafından modern anarşist düşünceyi geliştiren ilk düşünür olarak değerlendirilir. Peter Kropotkin'e göre Godwin; "eserinde, geliştirdiği düşüncelere isim vermemesine rağmen anarşizmin politik ve ekonomik kavramlarını formüle eden ilk düşünürdür." Felsefi anarşist Godwin, devrimci eyleme karşıdır, ve fazla güçlü olmayan bir devleti geçici ve gerekli bir “şer” olarak görür. Devlet, bilginin toplumda yayılması ile birlikte zamanla güçten düşecek ve gereksizleşecektir. Godwin'e göre insanlar arasındaki herhangi bir temelde ayrım kabul edilemez (yeteneklerde dahil olmak üzere).

Godwin’le birlikte dile getirilmeye başlanan anarşist düşünce ilk kez Pierre-Joseph Proudhon tarafından isimlendirilmiştir. Kendini “anarşist” sıfatı ile tanımlayan ilk kişi olan Proudhon bu yüzden modern anarşist teorinin kurucusu kabul edilir. Proudhon kendiliğinden gelişen bir toplumsal düzen önermiştir. Bu düşünceye göre, örgütlenme, merkezi otoriteden bağımsız ortaya çıkar; bu “pozitif anarşidir”. Bu tür bir sistemde toplumsal düzen, herkesin “sadece ve sadece ne istiyorsa" onu gerçekleştirdiği ve ticari etkinliğin tek başına toplumsal düzeni ürettiği yerde yükselebilir. Proudhon'a göre, "bilimde ve yasada gelişmeler aracılığı ile oluşmuş toplumsal ve